Kırk Yılda Bir Gelen Kutlu Misafir

2011-02-27 23:49:00

 

“Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten

Affet, senden habersiz aldığım her nefesten.”

N.F.K

Kırk yaşındasın. Kemâlâtın buluğ çağındasın.Vahye muhatap olan Peygamber’in (s.a.v) akranısın. Kırk yılda bir gelen kutlu misafiri ağırlamaktasın.

Yaşın kırkı bulunca, aklen ve bedenen olgunluğa erdiğini anlamaya başlarsın.  Dünyalık telaşlardan yavaş yavaş sıyrılarak, ahirete de hazırlık yapman gerektiğinin farkına varırsın. Sinn-i kemal der bu yaşa büyükler. Öz, kemâle erdiğinde, öz aynanı parlatmanın derdine düşer, kemalat ehli ararsın.

Şâşaa, debdebe, telaş ağır gelmeye başlar ruhuna. Coşkun akan seller durulur  artık. Sürüklenmekten yorulmuşsundur, sakin limanlara sığınır, huzurun mûsikisini sükûnette duyarsın.

Pembe hayallere göz kırptığın yirmili yaşlardayken sen ya da askere giderken; kapı önlerinde oyuncak bebeklerini dizlerinde uyutan pembe tokalı küçük kızlar büyümüştür artık. Çocuklarının ellerinden tutup okula götürüyorlardır. Sokakta bilye oynayan erkek çocuklar, evli barklı, iş güç sahibi adamlardır.

Yaşın kırkı bulduğunda; doğduğun günden beri görmeye alışkın olduğun komşu teyzelerin, amcaların minarelerde okunan salâsını duyarsın da, ölümün sıra gözetmediğini bilsen dahi kendini de sıraya koyarsın. Ne zaman öleceğini bilemediğin için yolun yarısı mı, yarısından biraz sonrası mı  yoksa sonu mu kestiremezsin ama  yaşın kırkı bulunca ‘yol görünür serviliklere...’  anlarsın. Şöyle bir baktığında sağına soluna; yaşlıların yaşayamadan yaşlandıklarını hissetmeye başlarsın.

“Gazali der ki: Kırk yaşına girdiği hâlde günahlarına tevbe etmeyenin yüzünü şeytan sıvazlayıp 'bu artık iflah olmaz.' der. “ Kırk yaşına geldiğinde, gençken öğrendiklerini artık anlamaya başlarsın. Geçmişinle yüzleşir, kendini sorgularsın. Bir T cetveli çizersin ömrüne; bir tarafına pişmanlıklarını bir tarafına ‘iyi ki yapmışım’larını listelersin.  “Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım” şarkısını dinlerken duygulanırsın. Babanın dinlediği hüzzam makamındaki şarkılardan bile keyif  almaya başlarsın. Oysa, çok değil, bir kaç yıl  önce bu şarkılardan ne anlıyorlarsa diye  nasıl da kızardın!

Hayallerden çok hatıralarını konuşursun yaşın kırkı bulunca. Gençlere nasihatler etmeye kalkar ‘Sizin yaşınızdayken ben...’ diye başlarsın cümleye. Farkına vardığında yüzüne kondurduğun ikircikli bir tebessümle ‘Yaşlanıyorum galiba’ der, hayıflanırsın. Aksesuarlarından yavaş yavaş vazgeçer, ağırlıklarından kurtulmak istersin. Pembe gözlüklerini çıkarır, okuma gözlüklerini takarsın. Gözlük artık aksesuar değil, ihtiyaçtır kırk yaşından sonra.  Kitap okurken en yakın arkadaşındır.

Dostlarını, dostluklarını gözden geçirirsin. Bunun için gözlüğe ihtiyaç duymazsın. Kalp gözün girer devreye... Çoğundan vazgeçer, bir kaç güzel insanla iktifa edersin. Diyor ya Cahit Sıktı;

 “Geç farkettim taşın sert olduğunu,

su boğar, ateş yakarmış.

Her gelen günün bir dert olduğunu,

insan bu yaşa gelince anlarmış.”

Yaşın kırkı bulduğunda kırışmaya başlayan yüzün ve ellerin, kıraran saçların seslenir sana. Büyüdüğünü o vakit anlarsın.

Sevinç Durmuş/Şubat/2011

0
0
0
Yorum Yaz