Gülen Ada/Halikarnas Balıkçısı

2009-02-24 21:44:00

           Halikarnas Balıkçısı, tabiatı, sadece uzaktan seyretmeyen, âdeta koyun koyuna yaşayan, denizi fazlasıyla seven,  deniz kenarındaki halkın yaşamını hikâye ve romanlarına aktaran bir yazardır. Hikâyelerinde, ekmeğini denizden çıkaran ve kıt-kanaat geçinerek yaşam mücadelesi veren gönlü zengin, cebi fakir insanlarla;  onları istismar etmek isteyen, parasına güvenen kaba ve güvensiz insanlar arasındaki çatışmayı ele almaktadır.  Cevat Şakir Kabaağaçlı olarak sürgüne gönderildiği Bodrum’da “Halikarnas Balıkçısı” olarak doğar. Kendi ifadesi ile mecbur bırakıldığı “Mavi Sürgün” de kaynağını tabiat ve insan sevgisinden alarak beslenen Halikarnas Balıkçısı ömrünün en güzel eserlerini vermiştir. Öyle ki, sürgün cezası bittiği halde Bodrum’dan ayrılamaz.

           “Sürgüne gönderilen sanatçı, yükseklerden kasabayı ve kıyı şeridini görünce, yeni bir hayatın, kendisi için bambaşka bir hayatın başlamak üzere olduğunu hemen duyumsar. Renkler coğrafyayı baştan sona tılsımla donatmıştır. Sonra, ses, bir 'öğe' olarak belirir: Bodrum, deniz ve rüzgârlar sesidir. Zaten ses, Halikarnas Balıkçısı'nın edebiyatında hemen hep başroldedir.”[1]
           
           Gülen Ada da Halikarnas Balıkçısı’nın Bodrum’da ele aldığı hikâyelerinden biridir.  İyilik, güzellik, aşk ve öfke gibi duyguların işlendiği Gülen Ada’daki sembollerle anlatım tarzı hikâyeden çok masalı çağrıştırmaktadır. 

           Hikâye ve romanlarında üsluba önem vermediği için eleştirilen yazarın “Gülen Ada hikâyesinde üslup; yapı, ana fikir ve diğer unsurlar kadar önemlidir. Hikâyeye bir masal havası, sembolik mana ve güzellik veren büyük nispette üslubudur. Yazar kelimeleri sürekli olarak sanatkârane bir şekilde kullanır.”[2]
           
           “Eski Yunan mitolojisi ile çok uğraşan Halikarnas Balıkçısı’nın “Gülen Ada” hikâyesini yazarken de mitlerin tesiri altında kaldığı, yaptığı tembih ve benzetmelerden de bellidir.”[3]
           
           “Yazar, tabiata adeta mistik denilebilecek bir duyarlılıkla bakıyor ve onu güzelleştirmeye çalışıyor. Hikâyeye baştan sona kadar bu iki duygu hâkimdir. Duyguların dış âleme, tabiata yansımaları onları değiştirir. Teşhis sanatının ve masallaştırmanın temelinde bu mekanizma var.  “Gülen Ada” hikâyesinde, Deli Davut duygularını tabiata yansıtınca, tabiat bir ayna gibi ona aynı duygularla cevap verir.”[4]
          
           Hikâyede kişileştirilen ada Deli Davut’un delişmen sevgilisi olarak tasvir edilmektedir. Deli Davut da adanın karasevdalısıdır.

            “Adanın ta açıklarından çınlayan gülüşüyle Deli Davut’un denizden gelen gülüşü, birbirine gönül verenleri karşılıklı uzatılan yolları gibi kavuşarak çekerler, adeta dudak dudağa gelirlerdi.” 

            Kadını gibi sevdiği Gülen Ada’yı yabancı biri (Murat Kocadağ) sorduğunda ise, adanın kendisine yansıyan kadınsılığını gizleyerek onu çocuk gibi tarif eder:

            “Deli Davut, ‘fırlattığı bir topu ata tuta yapayalnız oynayan bir çocuk gibi, gülüşünü fırlatarak denizlerde tek başına oynar’ dedi.”

            Kendi gözüyle görülmesinden korkar. Belki de içten içe kıskanır ve paylaşmak istemez sevgilisini.

            Karasevdalı ziyaretçisini karşılayan, gıdıklayan, gülen, oynayan ada da herkese bu yüzünü göstermez. Tabiri yerindeyse adam seçer. Zira kendisini merak eden, parasına güvenen ve parası ile her şeyi satın alacağını zanneden eksperi, sevdalısını karşıladığı gibi karşılamaz.  Asık suratlı bir gulyabani gibi öfkelenir, kararır, renkten renge girer, tükürür yüzüne. Geldiğine pişman eder sevmediği adamı. Adeta dövülmüşten beter eder ve öyle gönderir geldiği yere. Hemen akabinde eskisi gibi sakin, sevimli, aydınlık ve şen bir ada olur.

            “Hikâyede anlatıcı Deli Davut'un Gülen Ada’ya olan sevgisini konu edinerek doğa sevgisi temasını vermeye çalışmış ve metni oluştururken okuyucuda bu etkiyi uyandıracak bir anlatım şekli ve tutum sergilemiştir.”[5]
           
            “Bodrum'da, sahil kentlerinde, çevre korumacılık konusunda gerçekten duyarlı davranılsa, "Gülen Ada", manifesto gibi yüksek sesle okunacak bir metindir. Yazıldığı tarih göz önüne alındığında, bir kehanet sayılabilir.

             Hiç olmazsa, o zamanlar, kıyılar, deniz, serpinti adalar henüz bunca asrî zenginin, kapkaççının, yapsatçının eline geçmiş değildi. Ama Halikarnas Balıkçısı 'köşeyi dönen' bu kişilerin ancak yağmacılara yaraşır gözü dönüklükle doğayı yok edeceklerini algılıyor, çok incelikli bir öyküyle aktarıyordu.      ”[6]
 


Sevinç Durmuş / 24/02/2009


[1] Zaman, Selim İLERİ, 08.07.2007,

[2] KAPLAN, 2005, 161-167

[3] www.uguz.tr.cx  (Osman Uğuz)

[4] www.uguz.tr.cx  (Osman Uğuz)

[5] Dil ve Anlatım, 10. Sınıf, s:62-63

[6] Zaman, Selim İLERİ, 08.07.2007,

1536
0
0
Yorum Yaz