Ben Oruçluyum

2010-08-21 16:33:00

 

Çocukluğumun Ramazanları düştü hatırıma… Bugün gibi aklımda; sigara tiryakisi olan babam, Ramazan’da tahammülü daha da zor bir insan olur çıkardı. Yanına yaklaşamazdık.  Her şeye kızar, söylenirdi. Komşular da, Ramazan ayı da bundan nasibini alırdı. “Niye oruç tutar ki?” derdik çocuk aklımızla. Çok zorluyorsa tutma!  Bize nasıl öğlene kadar oruç tutturuluyorsa, babam da öğlene kadar tutsa, sonra bozsa?  Allah kızmaz babama, babamın bize kızdığı kadar…

Büyüdük sonra… Orucun bize farz kılındığı zamanlara geldik.  İlk oruç tuttuğumuz o sıcak yaz günlerinde, susuzluk had safhaya gelince, evdekilere çaktırmadan su içer, sonra da “Aaaa! oruçlu olduğumu unuttum!” diye yalan söylerdik. 

Ve daha da büyüdük, artık oruca alışmaya başlamıştık. Orucu, anne babanın gözüne girmek için değil, Allah’ın rızasını kazanmak için tuttuğumuzun bilincine erişmiştik. “Oruçlu olduğumu unutmuşum” yalanlarına büyüklerimizin inanmadığını da biliyorduk artık. Ama unuttuğumuz ya da bilmediğimiz çok şey vardı daha Ramazan’a dair. 

Sadece aç kalmak değilmiş oruç tutmak.  Aç kalmak, Allah’ın rızasını kazanmak için kâfi değilmiş. Sahurda, ‘gün boyu acıkırsak?’ korkusu ile tıka basa yemek değilmiş. İftarda, envai çeşit yemeklerle karnımızı şişirmek, sonra da yediklerimizin ağırlığından teravih namazını bile kılamayacak duruma gelmek değilmiş. 

Sofradaki nimeti başkaları ile paylaşmakmış.  Ama bu, “Onlar bizi çağırmıştı, sonra laf olmasın, biz de onları çağıralım” mantığı ile eş-dost-akrabaya ziyafet vermenin ötesinde bir paylaşımmış. Aç olanın halinden haberdar olmak ve onu soframızda konuk etmekmiş. Maun Suresi’nde bahsedilen “Yoksulu doyurmaya yanaşmayanlardan” olmaktan Allah’a sığınmakmış. Açlığa tahammül etmek, açken ona- buna sataşmamakmış…  Oruçlu olduğunu unutmamak ve “Ben oruçluyum” sırrına mazhar olmakmış, öğrendik.

“Ben oruçluyum!” 

Allah, ibadet dışında helal olan şeyleri ibadet esnasında yasak kılıyor. Nasıl ki; konuşmak, yiyip içmek v.b.  namaz dışında helal olan durumlar, namaz içindeyken yasaksa;  oruç tutmadığımız zamanlarda da meşrû ilişki, yemek, içmek gibi Allah’ın verdiği helal nimetler yasak olur oruçlu insana…

Ya Ramazan dışında da yasak olan durumlar?  Gıybet etmek, yalan söylemek, tahkir etmek, sövmek,  israf etmek, cimrilik etmek?...  İbadet esnasında helaller bile haram kılınırken, haram olan hallere ne diyeceğiz?

Rasulullah:

‘Her kim yalan söylemeyi ve onunla amel etmeyi terk etmezse Allah’ın, onun yiyeceğini ve içeceğini bırakmasına ihtiyacı yoktur’ [Buhari (1775)] buyuruyor.

Çocukluğumda annem söylerdi hep: “Adam gibi oruç tutup hakkını vereceksin. Yoksa ha kapının önüne eşeği bağlamış, aç susuz bırakmışsın, ha sen!” 

Ola ki biri bize sataştı, edepsizlik etti: Yapacağımız şey: ‘Oruç kalkandır. Biriniz oruçlu olduğu zaman çirkin söz söylemesin, kabalık etmesin, cahillik de yapmasın. Bir kimse onunla dövüşür veya ona söverse, ben oruçluyum ben oruçluyum desin’ [Ebu Davud (2363) Müslim (1151/160)] buyuran Efendimiz’in (s.a.v) tavsiyesini hatırlayıp, orayı terk etmek ve edebe mugayir hallerden uzak durmak olacaktır. İşte o zaman orucun hakkını vermiş oluruz ve orucumuz, Allah’ın izni ile günahlarımıza karşı perde, cehenneme karşı kalkan olur. Duamız o ki; orucun hakkını verip, hakkıyla korkup sakınanlardan olalım.

Düşünsek; Allah, her yıl bir anahtar veriyor elimize;  Reyyan kapısının anahtarını… Acaba, o kapıdan, Ramazan ayı boyunca aç kalan herkes girebilecek mi? Yoksa verilen nimetlerin kıymetini bilip, şükrünü eda edebilen, açlığın verdiği zaafiyeti yaşadıktan sonra, yanı başında aç yatan komşusunu daha iyi anlayabilen, eline, diline, beline hâkim olabilen ve hakkı ile oruç tutanlar mı girebilecek?

İşte cevap:

"Oruç tutan öyle insanlar vardır ki, kârları sadece açlık ve susuzluk çekmektir" (İbn Mace, “Sıyâm”, 21)  Ne mutlu kendini tutabilenlere ve ne mutlu, Niyazi Mısrî’nin (k.s) söylediği gibi;

“Gâhi tesbîh-ü senâ vü zikr ile,
Gâhi tahmîd-ü düâ vü sükr ile,
Can bulurdu mürde diller nûr ile,
Hasretâ gitti mübarek Ramazân”

diyerek mübarek ayı uğurlayabilenlere!

Sevinç Durmuş/Ağustos/2010

 

274
0
0
Yorum Yaz