Affına Sığınarak

2010-10-12 12:32:00

“İzin ver; herkesin, boyuna göre açıldığı bu ufuksuz denizde, sana yaklaşabilmek değil, fakat kıyılardan, gerilerden yani kendimden uzaklaşabilmek manasına bir kere de ben gücümü deneyeyim! Öyle ki, sahili kaybetsem, artık gerilere dönemem ve Sende boğulsam, işte o zaman aradığım hayatın eşiğine ayak basmış olurum” (Necip Fazıl, Çöle İnen Nur. s. 13). 


       Dostlarım güzel mektup yazdığımı söylerdi hep. Ve ben bu iltifatı her duyduğumda bir acı hissederdim yüreğimin derin yerinde. Sana yazamadığım içindi ezikliğim. Oysa en güzel mektubu sana yazmak isterdim Efendim. Defalarca niyet ettim, yazmak için kaleme her sarıldığımda utandım ve tutamaz oldu kalemi şu günahkâr ellerim. Yazmak istemediğimden değil, yazmaya cesaret edemediğimden vazgeçtim. Seni hayatıma ne kadar kattığımı düşündüm önce. Seninle ne kadar anlamlandırdığımı varlığımı. Kaygılarımı düşündüm sonra.  Dünyaya dairdi hepsi. En son kaygım neydi sahi? Daha büyük dolabı olan bir yatak odası takımı almak!  Diyor ya şair:

 

      Dünyadan haz alalı 
      Değişti âhengimiz 
      Kur’an’dan ayrılalı 
      Konfor için cengimiz

       (Ali Tosmer)  

           

       Kulluğun sonsuz hazzı bu mu olmalıydı? Kuş misali, biraz sonra tuzağa düşeceğimi idrak edemeden, önüme atılan yemleri toplama derdindeyim.  Tek arzum, seninle Kevser başında cennet komşusu olmalıyken komşularımla eşya yarışında buldum kendimi. Fani hayatın aldatıcı lezzetlerine takılıp kaldım,  affet Sevgili! Sahaben “Anam-babam sana feda olsun!” diyerek en kıymetlilerinden vazgeçerken, ben bir serâbın peşinde kendimden geçtim.

 

       Yaşadığım şehirde bir hırka bulamayan insanlar varken, bilmem kaç kapılı dolap alma hesabına düştüm. Dolaba sığdıramadığım elbiselerimin rengine ayakkabı/çanta uydurma telaşındayken irfan elbisesini giymeyi unuttum. Üryanım şimdi, utanıyorum.

 

       Senden bîhaber gençlerin vebali var üzerimde, biliyorum. Köprü altında yatan çocukların, adına tinerci deyip korku ve tiksinti ile yanlarından uzaklaştığımız gençlerin, şerhanelerde gelecekleri yitip gitmiş genç kızların, ana-baba katili evlâdın suçlusu benim!  Kardeşimin eline diken battıysa ben kanamalıydım. ‘Bir insanı kurtarmak bütün insanlığı kurtarmaktır’ düsturunu unuttuğum için şefaatine muhtaç olduğum o dehşetli günde unutulmaktan korkuyorum.

 

       Günahtan gayri yok bir özge kârım yâ Rasûlallah

       Geçer gafletle her leyl-ü nehârım yâ Rasûlallah

       (Şeref Hanım)

 

       Yâr dediğimin adını vird ederken, seni sevmenin nişanesi olan salâvatı unuttum.  Özümde, sözümde, davranışımda sana benzemek için gayretimde nâkıs kaldım. Oysa andıkça yandığım, aşkıyla kandığım, rengine boyandığım sen olmalıydın. Senden başkasını didâr bilip döktüğüm dide-i giryânımdan âr ediyorum, affet Sevgili!           

 

         Hz. Ebûbekir (r.a), kendisine bir duâ öğretmeni isteyince ona şöyle duâ etmesini tavsiye etmiştin ya hani: "Allah'ım ben kendime çok zulmettim. Günahları bağışlayacak ise yalnız Sensin. Öyleyse tükenmez lütfunla beni bağışla, bana merhamet et. Çünkü affı sonsuz, merhameti nihayetsiz olan yalnız Sensin." (Buhârî, Daavât:17 ) Senin öğrettiğin kelimelerle ebedi kurtuluş reçetesine sığınıyorum.  

 

                                                                                                                                                               

       Ümîd-i bî-nevâyı defter-i uşşâkına kaydet,

        Budur senden niyâz-ı kalb-i şeydâ yâ Resûlallah...

 

        Affına sığınarak sana bir mektup yazmak istemiştim, en güzelinden. Hâlinde eksik varsa insanın, kâl’e de sirayet ediyormuş. Can suyu yürümemişse kuru dallara, neşv-ü nema bulmuyormuş cümleler ah! Eksiğimle, kusurumla kabul buyurur musun mektubumu

yâ Rasulallah?                                                                                                                                                                         

Sevinç Durmuş / Mart / 2010

0
0
0
Yorum Yaz